4 Aralık 2013 Çarşamba

“Oyundan yoksun kalan bir çocuk hapiste gibidir. Yaşamı gerçek ve anlamlı kılan her şeyden yoksun bırakılmıştır.”

Öğretmenlik mesleğini çok seven ve okulöncesi öğretmeni olmak isteyen Elif, okuduğu bir dergide Oyundan yoksun kalan bir çocuk hapiste gibidir. Yaşamı gerçek ve anlamlı kılan her şeyden yoksun bırakılmıştır.” sözüyle karşılaşınca çevresindeki küçük çocukları ve onların oyun olanaklarını düşündü. Annesi ilkokul öğretmeniydi ve öğretmenlik mesleğine sevgisi ve ilgisi annesinin mesleğe bağlılığından kaynaklanıyordu.

Okulöncesi kurumlarda çalışan arkadaşları da vardı ve pek çok kez onları iş yerlerinde ziyarete gitmişti. Ancak, bu kurumlarda çocukların doyasıya oynadıklarını ve eğlendiklerini söyleyemezdi. Gözlediği etkinliklerin çoğu, bulmacalar, yapbozlar gibi masa etkinlikleri çalışmalarıydı. Annesinin sınıflarında ise oyunun hiç yer almadığını biliyordu. Bu çocuklar hapiste miydi?

Oyunu bu denli önemli gösteren bu sözleri acaba kendisi mi iyi yorumlayamamıştı yoksa gözlediği kurumlarda bu sözlerle anlatılmak istenenler mi göz ardı edilmişti? Belki de çalışma ve oyun kavramlarının ayrı anlamlarda kullanılması sonucu oyun önemsiz kabul edilmekteydi. Bu soru giderek düşüncelerini daha fazla zorlamaya başladı. Özellikle okulöncesi dönemde öğretmen olmak istediği için, bu konuda daha fazla okumak ve araştırmak ihtiyacını duydu. Fikirlerini sorduğu öğretmenler, oyunu bu denli önemsemiyorlar ve bunun için de sınıflarında oyun ortamlarına fazla yer vermiyorlardı. Onlar oyun sırasında çocukların gürültü yapmalarından, kendi başlarına hareket etmelerinden, oyuncakları farklı amaçlarla kullanıyor olmalarından rahatsızlık duyuyorlardı. Eğitimde disiplinin önemli olduğuna, öğretmenin her durumda kontrolü elinde bulundurması gerektiğine ve çocukların her zaman için öğretmen ne derse onu yapmaları gerektiğine inanıyorlardı.

Onlar için oyun boş zamanda çocukların yaptıkları şeyler, hatta yaramazlıklardı. Eğitim ortamlarında ise boş zaman olamayacağı gibi, yaramazlık da söz konusu olamazdı.

Elif, bu öğretmenlere kazandırılan eğitim anlayışını bu çerçeve içinde özetleyebildi. Oysa okumaya başladığı çağdaş çocuk eğitimine ilişkin yazılar, farklı bir bakış açısı ile oyunu inceliyordu. İkilem içinde kalmıştı. Çünkü biliyordu ki bir öğretmen olarak sınıfında ancak önemli olduğuna inandığı uygulamalara yer verebilir; çocuklar için önemsiz ve yararsız uğraşlara ise yer veremezdi. Çocuk eğitiminde, özellikle okulöncesi dönemde gelişim ve öğrenme açısından neyin önemli olduğunu iyi bilmek, onu bir öğretmen olarak çocuklar için en iyi ve doğru uygulamalara götürecekti. (aktifdrama.com)

 
 

1 yorum:

  1. ellerinize sağlık çok faydalı bir blog oluşturmuşsunuz özellikle yeni anne baba olacak arkadaşlarıma şiddetle tavsiye edeceğim bir site olmuş :) bütün paylaşımlar çok kaliteli

    YanıtlaSil