27 Aralık 2013 Cuma

Eğitimci Yüreği güzel dostumuz SEDA ULUCAYDAN ANLAMLI BİR YAZI!

Oyunlar hayata kendi penceremizden bakabildiğimiz çağlarımızın en güzel eğlencesiydi...

Oyunlar hayata kendi penceremizden bakabildiğimiz çağlarımızın en güzel eğlencesiydi. Oyunlar ile kendimize bambaşka bir dünya kurgulamıştık oysa ama yetişkinliğin gurbetinde toz oldu oyunsu dünya!

90'lı yıllarda çocuk olmak vardı şimdi bir merdiven başında evcilik oyununu oynamalıydık. Mutlu bir aile tablosu oluştururduk hayalsi dünyamızda. Şefkatle bakardık oyuncak bebeklerimize, güzel yemekler pişirirdik tencerelerimizde. Gelen misafirlerimizi güzelce ağırlar yüreğimizi bölüşürdük. Cömertçe ikram ederdik hayal ürünü ikramlarımızdan. Onlar da ikramlarımızı yemiş gibi yapar içten teşekkürlerini sunarlardı bize. Yine gel temennisiyle uğurlardık misafirlerimizi. Ya da oyuncak bebeğimizi alır komşumuzun kapısını çalardık. Anne rolünü üstlendiğimiz bu oyunda şimdi anlıyorum ki gelecekteki anneliğimin provasını yapmışız biz.

Elimize tebeşir geçmiş ise eğer hemen yere sek sek çizerdik. Sek seke başlamadan önce her oyunda olduğu gibi’’ Portakalı soydum başucuma koydum’’ tekerlemesiyle oyuna başlama sırası yapardık meğer bu sıralamayı yaparken ne kadar da adilmişiz. Eğitimci yorumuyla sek sek oyunuyla devinişsel becerimizi geliştirmeye başladığımızı söyleyebiliriz.

Saklambaç, yakalambaç  ve körebe art arta oynadığımız oyunlardı. Saklanmaktan sıkılmışsak yakalamak ister,görerek yakalamaktan sıkılmışsak görmeden yakalamak isterdik .Bu heyecan dolu oyun serüveninde terleyerek susar bir komşu teyzenin su getirişi ile kana kana su içerdik. Sularımızı içerken acele ederdik ki oyuna kaldığımız yerden devam edelim. Kaçma esnasında yere düştüğümüzde kanayan yaralarımız umrumuzda bile olmazdı oyundan keyif almaya bakardık biz.

Vazgeçemediğimiz arkadaşlarımız vardı bizim her ne kadar oyunbozanlık da yapsalar vazgeçemediklerimiz. Kan kardeş olduğumuz, ekmeğini bölüştüğümüz ve sabah akşam oyun oynadığımız arkadaşlarımız.

Bir kuru ağaç gölgesinde piknik yapardık evden saklı çıkardığımız yiyeceklerimizle. Yardıma muhtaç bir canlı görmüşsek kollarımızı sıvardık hemen. Eğer bütün çabamıza rağmen kurtaramamışsak gözyaşları içinde defneder, dua ederdik.

Oyunlar içindeki hayalsi dünyamızın ardı yetişkinliğin gurbeti oldu. Oyuncaklarımız raflara kalktı. Çocukluk arkadaşlarımız dört bir yana dağıldı. Dizlerimizdeki yaralar iyileşti ama bu kez de yüreğimiz yara almaya başladı. Yetişkinlik çocuksu ruhu gizleme sanatıymış meğer çocukluğun özlemi ile dolu milyonlarca insan bu şekilde yaşadığını sanıyor.

Günümüz çocuklarının oyun dünyasını anlamlı hale getirecek olan aileler ve eğitimcilerdir. Çocukluğumuzda oynadığımız oyunları çocuklarımıza da öğretelim onlarında hayal dünyası olsun. Unutmayalım ki 2000’li yılların çocuklarının anılarında bu günlerin yetişkinleri rol alacaktır …

2 yorum:

  1. Çok ama çokk ANLAMLI bir yazı, yazanın emeğine ve yüreğine sağlık diyorum:)) Bir çocuk gelişimi öğrencisi olarak sizi kutluyorum :)

    YanıtlaSil
  2. biz meğer ne kadar güzel bir çocukluk geçirmişsiz, böyle yazıları okudukça bunu daha iyi anlıyor ve çocuklarımızın dünyasında oyuna, arkadaşlığa ne kadar önem vermemiz gerektiğini anlıyorum, çok güzel bir yazı ve çok anlamlı, GEREKLİ bir sayfa olmuş, emeği geçenlere teşekkürler...

    YanıtlaSil